Merhaba ben Diğdem,

Girişimci, iletişimci, yazar ve insanlara hayal ettikleri yaşamı yaratmalarında liderlik etmekten büyük zevk alan bir yaşam rehberiyim. 

Merhaba ben Diğdem, 

Girişimci, iletişimci, yazar ve insanlara hayal ettikleri yaşamı yaratmalarında liderlik etmekten büyük zevk alan bir yaşam rehberiyim

EVET! Hayal edebildiğiniz herşeyi yaratabilirsiniz. 

Ancak nasıl yaratabileceğinizi biliyorsanız. 

Diğdem Girici

Hoşgeldin! 

Bu sayfaya seni her ne getirmiş olursa olsun farketmez tanışmak için buraya uğramış olman beni çok mutlu etti. 

Son 10 yıldır yaşamdan keyif almak üzerine araştırmalar ve deneyler yapıyorum. Sonunda sarsılmaz bir temel kurmayı başardım ve yaşam benim için her geçen gün çok daha keyifli hale gelmeye başladı. Yaratım gücümü elime aldım ve bu sayede artık nereye gidersem gideyim kiminle olursam olayım kendimi rahatlıkla ifade edebiliyorum. Bu muhteşem bir hazine. Kendimi son derece özgür hissediyorum. Zorunluluklar değil seçimlerle yaşıyorum. 

İnanıyorum ki kendisi ile bağ kurmayı öğrenmiş ve yaşama keşif dolu gözlerle bakabilen her insan da yaratım gücünü eline alabilir. Keyif, aşk ve neşe dolu bir yaşam yaratabilir. Bunu herkes yapabilir.

Sen de yapabilirsin! 

İhtiyacın olan her şey sen doğduğun andan beri seninle birlikte. Sadece onlara görebilen gözlerle bakmayı öğrenmen lazım. Görmeye başladığında yaşamın hiç de sandığımız gibi zor olmadığını bizim zorlaştırdığımızı farkedeceksin. 

Sadece yaşamayı öğrenmeye ihtiyacımız var. Hepsi bu! 

Eğer şu anda bu sayfaya geldin ve bu yazıyı buraya kadar okuduysan bil ki bu bir tesadüf değil. Sen değişmek istiyorsun. Sen sen olmak istiyorsun. İşte seni bana beni sana getiren şey bu. Benim kalbimde duyduğum paylaşma çağrısı senin kalbinde doğan arayış çağrısı ile buluştu. Hoşgeldin. 

Aşağıda uzunca bir yazı göreceksin. Burada bugün ulaştığım huzur ve keyif dolu bu temeli inşaa edene kadar geçtiğim yollar ve yaşadığım zorluklardan olabildiğince kısa bahsetmeye çalıştım.  Olabildiğince özet ancak sana kendi yolunda benzerlikler bulursan fikir vermesi için de olabildiğince açıklıkla paylaştım. 

Şu anda yaşamında bir çıkmaz içinde hissediyorsan ve benim hikayemde kendinden bir şeyler bulursan bana yazabilir, blogdaki yazılarımı okuyabilir, atölyelerim veya derslerime katılabilirsin. Nereden başlayacağını bilemiyorsan bunu da açıkça yazabilirsin, o yolu birlikte bulabiliriz. Gönlün nasıl isterse. 

Keyifli okumalar. 

Diğdem’in Yolu

Yoluma eşlik eden her cana sevgiyle…

Dünyaya, 1985’in Şubat ayında Almanya Hannover’de tutku dolu çılgın bir hayalperest olarak geldim. Her zaman pozitifi gören, mücadeleci ve tutkulu bir kalp ile doğdum.

Çocukluğum ve gençlik yıllarım çoğumuz gibi zorlu geçti. Aile içi huzursuzluklar, parasızlık, yalnızlık, güvensizlik, iletişim sorunları…

Başarı odaklı bir okul hayatından sonra üniversiteye ODTÜ’de başladım. Hayran olduğum bir genç kadından ilham almıştım.. Gıda Mühendisliği okudum.

Daha ilk stajımda mühendisliğin bana göre olmadığını sosyal ve girişimci bir karakterim olduğunu ve dolayısıyla satış, pazarlama, iletişim alanında bir iş bulmam gerektiğini fark etmiştim. Öyle de oldu. 7 sene Türkiye’nin önde gelen şirketlerinde iletişim yöneticisi olarak çalıştım.

İş hayatında hep şanslı oldum çok iyi ekiplerde çalışma fırsatı yakaladım. Güzel paralar kazandım ama hep para sıkıntısı yaşadım. Ayrıca, sürekli yükselen bir grafik çizmiş olmama rağmen pek de başarılı olduğum söylenemez. Hatta, başarı için bir tanımım bile yoktu…

Yapabildiklerim her zaman gerçek potansiyelimin çok altında kalıyordu. İçimde gürül gürül akan bir yaratım enerjisi hissediyor ama onu nasıl ifade edeceğimi bilememenin sıkıntısı ile odağım sürekli dağılıyordu. Bir türlü içinde bulunduğum pozisyonun hakkını veremiyor aldığım sorumlulukları taşıyamıyor altında eziliyordum. Sürekli şikayet ediyor, bahaneler buluyordum… çalıştığım insanlar beceriksiz, çalışma ortamlarım hep kötüydü… Nedense hep de benim başıma geliyordu bunlar. Elime geçen tüm muhteşem olanaklara rağmen tatminsiz, huzursuz ve sürekli arayış içindeydim… 7 senelik kurumsal hayat tecrübemde bu sebeple 4 kez şirket değiştirdim. Bunun sebeplerini daha sonradan anlayacaktım…

Nitekim içimdeki doğamayan yaratım enerjisinin giderek artan baskısı ile bir gün ARTIK YETER dedim ve çalıştığım şirketle anlaşmalı bir ayrılık yaratıp bavulumu toplayarak New York’a gittim. New York yaratım şehri değil miydi? O zaman benim de kendimi bulmama yardım ederdi kesin! Etti de hem de muazzam şekilde… ama pek de benim düşündüğüm gibi pozitif olmadı, acılıydı… Cebimde orada 3 ay kalabilecek kadar para vardı ve ben 6 ay sonrasına aldım dönüş biletimi. Kendimi zorlayarak yaratıcılığımı ortaya çıkartmak istemiştim. Şiddet dolu bu seçim ile kendimi zorlayacağım doğruydu ama zarar vereceğim de öyle… Bunu sonraları anlayacaktım.

Yeni bir yola çıkmıştım ama hiçbir planım yoktu “hayatı akışına bırakacaktım”. Bunun ne demek olduğunu o zamanlar hiç anlamamış olduğumu şu an görebiliyorum… Bir yere gider gibi değil kaçar gibi gidiyordum… O günlerde kendimi hiç tanımıyor, yeteneklerim ve neler yapabileceğim ya da ne yapmak istediğimle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Nasıl fikir edinebileceğimi de bilmiyordum. Üstüne üstelik bir çok farklı konuya merakım vardı ve neredeyse hepsinde de yetenekliydim. Bir sürü şeyi aynı anla başlatıyor ve sırtıma yüklediğim onlarca proje üstümde ağırlaştıkça ağırlaşıyordu… Mutlaka birini seçmeli ve onda uzmanlaşmalıydım “çünkü herkes böyle yapıyordu.”

Herkes böyle yapıyorsa doğru olan bu olmalıydı. Bunun benim için doğru olmadığını da çok sonraları öğrenecektim. Sevdiğim şeylerin içinde en uzun zamandır yaptığım ve bana zamanı unutturan dans etmekti. O zaman dans etmeliydim. Gerisini düşünmeme şu an için gerek yoktu. Bu ilk adımı atmalı ve gerisine yolda karar vermeliydim. Bu düşüncelerle New York’un en iyi dans okullarından birinin yaz okuluna kaydoldum. Muhtemelen 3 ay sonra dünyanın en iyi dansçısı olacağımı düşündüm. Öyle olmadı tabi… Cebimde bir miktar hazır para, hayallerim ve vahşi bir cesaretle attım kendimi yollara.

İlk 3 ay cenette gibiydim. Yaratıcılığım pratik anlamda hala işlevsiz olmakla birlikte felsefik anlamda zirve yapmıştı. New York’un en iyi pole dans okulu olan Body&Pole’da yaz okuluna gidiyor bütün gün hiçbir şey  düşünmeden sadece dans ediyor ve şehri geziyordum. Hayat tek kelimeyle muhteşemdi! Ara sıra para kazanmam gerektiğini hatırlıyor ama nasıl yapacağımı bilmediğim için sürekli öteliyordum.

Bir gün sonunda kaçınılmaz olarak o gün geldi ve tüm param bitti. İşte süründüren aylar o gün başladı… Sokakta ikinci el kitap satan bir kadınla tanıştım ve en azından yiyeceklerimi karşılayabilmek için onun yanına gidip gelmeye başladım. Plazalarda topuklu ayakkabı ile oradan oraya koşturan sarışın kız bir anda sokakta el arabası ile kitap taşıyan birine dönüşmüştü. Yine de şanslıydım ki güvenebileceğim insanlar vardı…. Kalacak yere para veremediğim için onların salonlarında uyudum son bir buçuk ay… Bu hayal ettiğim gibi değildi. Neden benim başıma böyle bir şey gelmişti ki… Yoksa yeterince iyi hayal edemiyor muydum? Hayal edersem düzelirdi… ben de hayal etmeye devam ettim. Ta ki artık hayal edebilecek motivasyonu kendimde bulamayana kadar…

Hayallerime ancak davranışlarımı değiştirdiğimde, iyi bir planlama ve sorumluluk alarak adım adım her gün çalışarak ulaşabileceğimin farkında değildim.

New York’ta son günlerimde artık yiyecek bir şey bile alamaz hale gelmiştim. Ailem de artık para gönderememeye başlamıştı… Hem kendimi hem onları tüketmiştim. Arkadaşlarımdan borç istemem gerekti. Bunların hepsi psikolojik olarak epey zordu. Tam bir macera işte!

Epey zor geçen son bir kaç aydan sonra artık dönüş biletimin tarihi gelmişti… Büyük bir hayal kırıklığı, bir sürü kredi kartı borcu ve onca çabanın getirdiği müthiş yorgunlukla bindim uçağa… Elimden gelen her şeyi yapmıştım ama olmamıştı işte…O gün o dönüş uçağına binerken cesaretim ve hayallerimden koparmışım kendimi bunu da sonradan anlayacaktım.

İzmir’e geldim. Ancak, İzmir’e gelmeyi ben seçmemişim. Ailem İzmir’de yaşadığı için gidebileceğim tek yer orası olduğundan gelmiştim. Aylarca bedenim İzmir’de ruhum New York’ta bölük pörçük yaşadım.

Yüksek bir kulenin en tepesinden aşağı düşmüş gibiydim. Her şey çok yabancı ve hiçbir şey hayal ettiğim gibi değildi… En kötüsü de hayal etme cesaretimi tamamen kaybetmiştim. Kendimi toplamam 6 ay sürdü. Hayal etme cesaretimi yeniden kazanmak ise sanıyorum 2 seneyi buldu…

Bu hikayenin üzerinden 3 sene geçti. Ben şimdi İstanbul’da yaşıyorum ve bir zamanlar nefret ettiğim için kaçmak istediğim iletişim mesleğimi keyifle yapıyorum. İnsanlarla dolu bu şehir artık beni yormuyor. Nereye gidersem ne yaparsam yapayım kendim olabiliyorum. Bu sayede yaşamla uyum içinde akabiliyor, yaşamaktan keyif alıyorum. Bu dönemde yaratmayı keşfettim. Yaratma cesaretimle yeniden bağ kurdum ve kendi ürünlerimi oluşturmaya başladım. Yoga dersleri, yaratım ve iletişim atölyeleri ve kişisel gelişim yazılarım bunlardan bazıları… ve evet dansa da devam ediyorum.

Bugün çok iyi biliyorum ki eğer yeteneklerimle para kazanabilmeyi, paramı yönetebilmeyi ve birazcık planlı olmayı daha önce öğrenebilmiş olsaydım bu güne kadar karşıma çıkan muhteşem fırsatları değerlendirebilir ve harika başlayan New York serüvenimi dahi giderek daha muazzam bir hikayeye dönüştürebilirdim.

Benim için bu güne kadarki süreç epey zorlayıcıydı çünkü çocukken sorumluluk almayı, paramı yönetmeyi ve yeteneklerim ile para kazanmayı öğrenememiştim. Her şey hep hazır gelmişti. Neye ihtiyacım olduğunu ve hatta ne istediğimi anlamam hiç gerekmemişti. “Annem ve babam benim neye ihtiyacım olduğunu hep biliyordu ve isteklerim de çoğunlukla gereksiz veya önceliksiz bulunduğu için reddediliyordu.” Onların kararları ile oluşturduğum yaşamın içine artık sığmamaya başladığımda fark ettim ki bunlar benim ihtiyaçlarım değildiler. Ve isteklerim artık bastırılmaktan vahşilemiş, boğazımı yırtarak dışarı çıkmak istiyorlardı…

Kendimle geçirdiğim uzun saatler ve gözlemler sonrasında ihtiyaçlarım ve isteklerimle 32 yaşında tanıştım. Yeteneklerim ve doğuştan getirdiğim hediyelerimi 33 yaşında keşfettim. Çocukluğu bırakıp olgunlaşmayı seçmek, hayatımın sorumluluğunu alıp yaşamımın gücünü elime almam ise 34 yaşımı buldu.

Benim için özgürlük seçtiğimi yaşamaktı ve özgürlüğüme ancak bu temelleri inşa ettiğimde ulaşabileceğimi artık anlamıştım.

Tıpkı bir çocuğu yetiştirir gibi kendimi yeniden yetiştirmeye başladım. Yaratım sürecinin nasıl işlediğini, bu süreçte nerelerde tıkandığımı, kendimle nasıl bağ kurabileceğimi ve bu bağlantıyı nasıl koruyabileceğimi adım adım öğrendim. Yaşamın doğası ve insan olmanın anlamını keşfettim, hediyelerimi-yeteneklerimi fark ettim ve keşfetmeye de devam ediyorum.

Şimdi zorluklar yaşayarak öğrendiğim tüm bu çok değerli bilgileri benim gibi bu yollardan geçmekte olan arkadaşlarımla paylaşmak için çalışıyorum. Tanışmak için heyecan doluyum.

Umuyorum yollarımız bir yerlerde kesişir.